“Ya biz nerede çalışacağız?” Gençler yapay zekâya giderek daha fazla karşı çıkıyor
Çok değil, kısa bir süre öncesine kadar Z kuşağı yapay zekânın en büyük müttefiki olarak görülüyordu. Gençler ilk olarak ChatGPT’yi, görsel oluşturma için kullanılan sinir ağlarını ve AI asistanlarını yaygın şekilde kullanmaya başladı. Ancak 2026 yılında tablo değişmeye başladı: giderek daha fazla Z kuşağı mensubu yapay zekâdan duyduğu korkuyu açıkça dile getiriyor ve uzmanlar bu endişelerin oldukça yerinde olduğunu düşünüyor.
Paradoks şu ki, yeni teknolojileri herkesten önce benimseyen de genç kuşaktı; fakat şimdi onların sonuçlarıyla da ilk kez onlar karşılaşıyor. Şirket yöneticileri için yapay zekâ maliyetleri düşürmenin ve verimliliği artırmanın bir yolu gibi görünse de, birçok genç profesyonel için bu teknoloji giderek gelecekteki kariyerine yönelik bir tehdit hâline geliyor.
Bunu özellikle üniversite mezunları çok daha yakından hissediyor. Eskiden mesleğe yeni başlayan biri deneyim kazanmak için giriş seviyesi bir iş pozisyonuna güvenebilirdi; şimdi ise bu görevlerin bir kısmını algoritmalar yerine getiriyor. Şirketler, geleneksel olarak genç profesyonellerin kariyerindeki ilk adım olan rutin işleri giderek daha fazla otomatikleştiriyor. Sonuçta birçok mezun, işverenlerin deneyim talep ettiği ancak bu deneyimi kazanma imkânlarının giderek azaldığı bir durumla karşılaşıyor.
Gençlerin kaygısı artık sosyal medyanın sınırlarını da aşıyor. ABD’de bu yıl düzenlenen birkaç mezuniyet töreninde öğrenciler, konuşmacılar yapay zekânın avantajlarından bahsetmeye başladığında onları yuhaladı. Bu protesto, teknoloji şirketlerinin iyimserliği ile yeni bir gerçeklik içinde kariyer kurmak zorunda kalacak gençlerin ruh hâli arasındaki büyüyen uçurumun simgesi hâline geldi.
Üstelik Z kuşağının endişelerini yalnızca korkular değil, iş dünyasının yapay zekâ ile yaptığı ilk büyük ölçekli denemelerin sonuçları da besliyor. Son iki yılda birçok şirket, çalışanlarının bir kısmını sinir ağları ve AI ajanlarıyla değiştirmeyi umarak personel sayısını agresif biçimde azaltmaya başladı. Ancak beklenen verimlilik devrimi henüz gerçekleşmedi.
Araştırmalar, çoğu kurumun hâlâ yapay zekâ kullanımından kayda değer bir finansal getiri elde edemediğini gösteriyor. Pek çok şirket yeni teknolojilere milyonlarca dolar yatırım yaptı, ancak bunları günlük işleyişte etkili biçimde kullanmayı hâlâ öğrenemedi. Uzmanlar giderek daha sık, sorunun sinir ağlarının kapasitesinde değil, iş süreçlerinin yeni araçlara nasıl uyarlanacağına dair anlayış eksikliğinde yattığını belirtiyor.
Bunun sonucunda bazı şirketler yalnızca personel azaltımı sayesinde kısa vadeli tasarruf sağladı, ancak yeni sorunlarla karşılaştı. Düşünülmemiş bir strateji olmadan yapılan otomasyon; hizmet kalitesinde düşüşe, kalan çalışanların aşırı yüklenmesine ve kurumsal hataların artmasına yol açtı. Harvard Business School uzmanları, yapay zekâ entegrasyonunun yalnızca yeni teknolojiler değil, aynı zamanda iş süreçlerinin tam bir yeniden yapılanmasını gerektirdiğini ve buna her kuruluşun hazır olmadığını vurguluyor.
Bir diğer etken ise çalışanlar üzerindeki psikolojik baskı oluyor. Çalışanlar, yönetimin yapay zekâyı insanlara potansiyel bir alternatif olarak gördüğünü fark ettiğinde, bunun ekibin motivasyonu ve moralini kaçınılmaz biçimde etkilediği görülüyor. Sürekli işten çıkarmalar konuşulurken birçok kişi tükenmişlik ve kaygı içinde çalışmaya başlıyor; bu da üretkenliği ve iş kalitesini olumsuz etkiliyor.
Z kuşağı için tüm bunlar kendi geleceğine dair bir uyarı gibi görünüyor. Gençler, yapay zekâyı yoğun biçimde uygulayan şirketlerin bile onu iş dünyası ve çalışanlara zarar vermeden nasıl kullanacağını her zaman bilmediğini görüyor. Bu nedenle yapay zekâ korkusu, teknolojinin kendisinden çok, işverenlerin onu nasıl uyguladığıyla bağlantılı.
Uzmanlar ise sorunun yapay zekânın varlığında değil, nasıl devreye alındığında olduğunu vurguluyor. Yapay zekâ, insanı güçlendiren bir araç hâline geldiği takdirde iş verimliliğini artırabilir ve yeni meslekler yaratabilir; ancak bu, yalnızca maliyetleri düşürmenin aracı olarak kullanılmadığında mümkündür.
Bugün Z kuşağı alışılmadık bir durumla karşı karşıya. Geleceğin teknolojilerini ilk benimseyenler onlar oldu, ancak aynı zamanda bu teknolojilerin olumsuz tarafını da ilk hissedenler yine onlar. Ve eğer daha önce temel korkular makinelerin isyanına dair bilimkurgu senaryolarıysa, bugün gençleri çok daha gerçekçi bir soru meşgul ediyor: algoritmaların giderek daha fazla görevi üstlendiği iş piyasasında insan için yer kalacak mı?
You may also be interested in:
- KKTC'de çalışmayan radarların yol açtığı zarar 600 milyon lirayı aştı
- Kuzey Kıbrıs sakinlerinin %85,6'sı ülkede işlerin yanlış yönde gittiğini düşünüyor — ARAŞTIRMA
- Beyin cerrahı Çağın Ozankaya, Viyana'daki derin beyin stimülasyonu kongresinde KKTC'yi temsil etti
- KKTC Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs’ta dönüşümlü cumhurbaşkanlığı modelini reddetti
- KKTC Başbakanı Üstel, ailelere destek projelerini 80 gün içinde sunma sözü verdi


Yorumlar (0)